Havza Haber Ajansı’nın haberine göre, Sinema Günü münasebetiyle şehit İmam Ayetullah el-Uzma Hamaney’in sinema ve sanat alanına ilişkin açıklamalarından bazılarını siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz:
Dini Sinema Alanında Titiz ve Uzun Vadeli Planlama
İslam İnkılabı’nın Rehberi Ayetullah el-Uzma Seyyid Ali Hamaney, Ammar Halk Film Festivali’nin bazı yetkilileri ve sorumlularıyla yaptığı görüşmede din ve dini öğretilerin yanı sıra İslam İnkılabı ile inkılap değerlerine dikkat edilmesini hayırlı bir girişim olarak nitelendirdi.
Ayetullah el-Uzma Hamaney, İslami sanata ve dini sinemaya bakışın uzun vadeli olması, titiz bir planlamaya dayanması, geleceğe yönelik umut taşıması ve sanat araçlarından azami etki sağlayacak şekilde yararlanılması gerektiğini vurguladı.
Ammar Halk Film Festivali’nin düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Ayetullah el-Uzma Hamaney, festival için “Ammar” isminin seçilmesini de isabetli bir tercih olarak değerlendirdi. İslam Peygamberi’nin (s.a.a.) büyük sahabelerinden ve Hz. Ali’nin (a.s.) yakın arkadaşlarından olan Ammar’ın seçkin özelliklerine işaret ederek şunları söyledi:
“Ammar’ın İslam’ın ilk dönemindeki çeşitli olaylar ve Peygamber’in (s.a.a.) vefatından sonraki zorlu imtihanlar karşısında sarsılmaz oluşu, zamanın şartlarını doğru okuyabilmesi ve ihtiyaç duyulan zamanda sahneye çıkması, ayrıca Hz. Ali’nin (a.s.) dönemindeki mesele ve olayları açıklayıcı bir rol üstlenmesi, onun öne çıkan ve belirgin özelliklerindendi.”
19 Şubat 2013
İslami Medeniyetin İnşasında Sanat ve Sinemaya İçtihat Temelli Bakış
“İkinci nokta, Müslüman ülkelerdeki İslami uyanış için uzun vadeli bir hedef belirleme gerekliliğidir. Milletlerin uyanışına yön vermesi ve onları ulaştırması gereken yüce ve üstün bir nokta vardır.
Bu noktanın belirlenmesiyle yol haritası çizilebilir ve bu yol haritası içerisinde orta ve kısa vadeli hedefler ortaya konulabilir.
Bu nihai hedef, ‘parlak bir İslami medeniyetin oluşturulması’ndan daha aşağı bir hedef olamaz.
İslam ümmeti, milletler ve ülkelerden oluşan bütün unsurlarıyla, Kur’an’ın öngördüğü ideal medeniyet konumuna ulaşmalıdır.
Bu medeniyetin temel ve genel özelliği, insanların Allah’ın onların mutluluk ve kemale erişmeleri için hem tabiatta hem de kendi varlıklarında yerleştirdiği bütün maddi ve manevi imkânlardan yararlanabilmesidir.
Bu medeniyetin dış görünümü; halkın yönetime katıldığı bir yönetim anlayışında, Kur’an’dan alınan yasalarda, insanlığın sürekli yenilenen ihtiyaçlarına cevap veren içtihatta, taassup ve gericilikten olduğu kadar bidat ve sentezcilikten de uzak durulmasında, genel refah ve servetin oluşturulmasında, adaletin tesis edilmesinde, ayrıcalıklı kesimlerin çıkarlarına, faize ve servetin belli ellerde birikmesine dayalı ekonomiden kurtulmada, insani ahlakın yaygınlaştırılmasında, dünyanın mazlumlarını savunmada, çalışmada, gayret göstermede ve yenilik üretmede görülebilir ve görülmelidir.
Beşerî bilimlerden eğitim ve öğretim sistemine, ekonomi ve bankacılıktan teknik üretim ve teknolojiye, modern medyadan sanat ve sinemaya, uluslararası ilişkilerden diğer alanlara kadar çeşitli sahalara içtihat temelli ve ilmi bir bakışla yaklaşmak, bu medeniyetin inşasının gereklerinden biridir.”
29 Nisan 2013
Dini İçerik Sunmak, Film Yapımcılarına Karşı Din Âlimlerinin Görevidir
“Ülkenin çeşitli alanlarında tanınmış iki-üç yüz sanatçısı buraya gelip benimle görüştü. Geçen yıl mıydı, ne zamandı hatırlamıyorum. Bir miktar onlar konuştu, bir miktar da biz konuştuk.
Sonra o toplantıda bir noktaya dikkat ettim ve orada da söyledim: Eğer siz film yapımcıları, sanatçılar, oyuncular veya yönetmenler olarak bana, ‘Biz dini bir film yapmak istiyoruz. Dini film yapmak için hangi konuda film çekelim?’ diye sorarsanız...
Örneğin tesettür konusunda bir film yapmak istiyoruz; bunun içeriği ne olmalı, nereden başlamalıyız, insanlara ne anlatmalıyız?
İnsanların tevhid, nübüvvet, velayet, velayet-i fakih veya İmam Humeyni (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) hakkındaki inançlarını güçlendirmek istiyoruz; bunun konusu ve içeriği ne olmalı?
Dindar olmayan bir çevrede yetişmiş, hiçbir zaman din eğitimi almamış, çoğu Kur’an’a, Nehcü’l-Belağa’ya ve hadislere aşina olmayan bu insanlar, bu filmlerin içeriğinde nelerin yer alması gerektiğini nereden bilecek?
Biz biliyoruz. O hâlde bizim bunları hazırlamamız ve yardımcı olmamız gerekir.
Biz bu düşünceleri düzenleyip sistematik hâle getirdiğimizde, onları mantıklı, anlaşılır ve inandırıcı bir biçimde ortaya koyduğumuzda ve bunları çeşitli eserler hâlinde sanatçıların kullanımına sunduğumuzda, sanatçı bunları okurken kendisi de etkilenir.
Bu nedenle dini geçmişi ve dini kökleri olan bir sanatçının, iyi bir film ortaya koyduğunu da görüyoruz. Gerçi bunlar nadiren gerçekleşiyor.
Dolayısıyla bu alandaki eksiklikleri gidermek bizim, yani din âlimlerinin görevidir.”
16 Eylül 2010
Filmlerde Ahlaki Kırmızı Çizgilere Uyulmasının Gerekliliği
“Gerçekten de uyulması gereken bazı kırmızı çizgiler vardır. Bazı yerlerde birtakım ahlaki kırmızı çizgilerin aşılmasına gerek yoktur. Siyasi kırmızı çizgilerden de pek söz etmiyorum; esas olarak insanın endişe duyduğu şey ahlak, din ve benzeri konulardır.
İnsan bazı film ve dizilere bakıyor; yapımının ve içeriğinin güzel olduğunu görüyor. Eğer o yapımda fazlalık olarak bulunan bazı unsurlar olmasaydı, dizinin hiçbir şey kaybetmeyeceğini düşünüyor. Bu tür örnekler de var.
Filmlerde yansıtılan bazı kız-erkek aşk ilişkileri kötüdür ve yanlış yönlendirici bir etkiye sahiptir.
Bu, örneğin ‘İğma’ dizisinde bulunan durumdan farklıdır. Orada bir kişinin zihninde önce bir vehim veya düşünce oluşuyor, dizinin sonunda ise bunun doğru olmadığı anlaşılıyor. Evet, bu konuda sizin haklı olduğunuzu kabul ediyorum.
Ancak bir kadın ve erkeğin ilişkisini, yanlış bir aşkı, bu tür aşk üçgenlerini ve dörtgenlerini filme taşımak zararlıdır. Bunun bir çözümü yoktur. Bunların filmlerde yer almamasını sağlamalıyız. İşte sorunlardan biri budur.”
3 Temmuz 2010
Film Yapımında Allah Rızasını Gözetin
“Şimdi siz arkadaşlara bir başka hususu daha söylemek istiyorum.
Sizin sorumluluk taşıdığınızı söyledik; aslında hepiniz bu sorumluluğu taşıyorsunuz. Çünkü yaptığınız iş çok etkili olabilir.
Bu sorumluluğunuzun Allah katında bir karşılığı ve sevabı da vardır. Yani gerçekten niyetinizi Allah için yapın.
Bu hanımefendi, ‘Ben kendi kişisel duygularımın peşindeyim’ dedi. Çok güzel. Kişisel değerlendirmenizi ve düşüncenizi filme aktarmanızda sakınca yoktur. Fakat bunu yaparken Allah rızasını gözetin.
Niyet edin ki Allah’ı kendinizden razı edesiniz ve sevap kazanasınız.
Önemli bir iş yapıyorsunuz. Neden kendinizi ilahi sevaptan mahrum edesiniz?
Bu şekilde sevap kazanabilirsiniz.
Sevap yalnızca namaz ve oruç hakkında film yapmak değildir. Gençlerin ahlakını, toplumsal davranışlarını, toplum düzenine bağlılıklarını, işlerinde ciddiyetlerini, güçlü imanlarını ve sorumluluk duygularını canlandıran çalışmalar da Allah katında sevaptır.
Emirü’l-Müminin Hz. Ali (a.s.), İmam Hasan ve İmam Hüseyin’e şöyle buyuruyor: ‘Ecre ulaşmak için çalışın.’
Bu ücret, dünya hayatındaki dirhem ve dinar değildir. Emirü’l-Müminin açısından milyarlarca dirhem ve dinarın bir zerre toprak kadar bile değeri yoktur. Buradaki ücret, Allah’ın vereceği ödül ve ilahi mükâfattır.
Şunu da söyleyeyim: Hiçbiriniz Allah’ın vereceği bu mükâfata ihtiyaç duymayacak durumda değilsiniz.
Ölüm sınırını geçtiğimizde — istesek de istemesek de sınırı geçeceğiz — bizim Allah’ın vereceği mükâfata olan ilk ihtiyacımız da orada başlayacak.
Orada yalnız olacağız ve ilahi mükâfata ihtiyaç duyacağız. Siz bu alanda çalışıyorsunuz. O hâlde Yüce Allah için çalışın.
Elbette seçkin bir insan, sanatçı ve topluma, ülkeye ve insanlara derin bir bakış sahibi olarak sorumluluk hissedebilir ve bunun karşılığında insani ve vicdani bir kazanım da elde edebilirsiniz.”
13 Haziran 2006
Esirler ve Gaziler Hakkında Nitelikli Filmler Yapılmalı
“Gerçekten de sevgili esirlerimizin ve büyük fedakârlıklar gösteren gazilerimizin dönüşünden bu yana geçen yirmi iki yıl içerisinde bu konuda yeterince çalışma yapılmadı.
Bu konuda şimdiye kadar yazılan kitapların birkaç katı kadar kitap yazmalıyız.
Kamplarda ve hapishanelerde esirlerimizin yaşadıklarını anlatan, sanatsal açıdan üstün nitelikli filmler yapmalıyız.
Batılıların ve büyük film yapım kuruluşlarının Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında yaşadıkları esaret olayları hakkında ne kadar çok film yaptıklarına bakın. İyi, nitelikli ve başarılı filmler yaptılar.
Oysa bu filmlerde anlatılanlar, esir düşen insanların maddi ruh hâllerini yansıtıyor; hayatlarında, konuşmalarında ve birbirleriyle ilişkilerinde bunları görebiliyorsunuz.
Kızılhaç görevlisinin esaret döneminde bizim gazilerimize şöyle söylediğini duydum: ‘Başka ülkelerdeki savaş esiri kamplarına gittiğimizde hayal kırıklığı, depresyon, kendine zarar verme ve intihar gibi durumlarla karşılaşıyoruz. Sizde neden bunlar yok?’
Aslında bu soruyu sorması gerekiyordu.
Cevabı açıktır: İnsanın gönlü maneviyatla ve Allah’la tanışık olmadığında sonuç böyle olur.
İnsan Allah’la bağ kurduğunda, O’na güven duyduğunda, kendisini yalnız hissetmediğinde, dar ve işkence dolu hücrelerin içinde bile manevi cenneti yanında gördüğünde — bu değerli insanların sözlerinde ve kaleme alınmış hatıralarında da böyle anlatılıyor — artık depresyona yer kalmaz, hayal kırıklığına yer kalmaz, intiharın anlamı kalmaz.
Bu meselenin bir yönüdür.
Biz, gazilerimizin ve esirlerimizin hayatının oluşturduğu bu derin ve geniş denizden daha fazla bilgi edinmeliyiz. Çünkü henüz yeterince bilgi sahibi değiliz.
İyi filmler yapılmalı, iyi kitaplar yazılmalı, hatıralar anlatılmalıdır.
Bugün anlatılan hatıraların her birinde koca bir dünya kadar söz var. Bunların ne kadar güzel bir şekilde yaygınlaştırılabileceğini düşünün.
Benim görüşüm şu: Bugün anlatılan bu hatıralar, olduğu gibi Radyo ve Televizyon Kurumu’nda yayımlanmalı ve halkın bunları dinlemesi sağlanmalıdır.
Bunlar bizim hazinelerimiz, bizim sermayemizdir.
İslam’ı ayakta tutan, Şiiliği koruyan, İslam Cumhuriyeti’ni güç ve itibara kavuşturan ve İran milletini dünyada başı dik hâle getiren işte bu sermayedir.”
15 Ağustos 2012
Kutsal Savunma’yı Sanat Yoluyla Anlatmak Bir Mücadeledir
“Sekiz yıllık dönemde ortaya çıkan üstün ve değerli insani özellikler; cesaret, fedakârlık, samimiyet, doğruluk ve saflık, ayrıca genç bir insandan beklenmeyecek ölçüde ortaya konulan tedbir ve stratejiler... Kutsal Savunma (İran-Irak Savaşı) döneminde ortaya çıkan bu üstünlükler büyük bedeller karşılığında meydana geldi.
Ne kadar değerli can feda edildi, ne kadar maddi kaynak ve zaman harcandı.
Siz bugün bunları sanat eserlerinizle yeniden canlandırıyorsunuz.
O olayların bir nesil ve toplum üzerinde bırakabileceği etkilerin aynısını, yazdığınız eserle, çektiğiniz filmle ve ortaya koyduğunuz sanat çalışmasıyla izleyicileriniz üzerinde oluşturuyorsunuz.
Bu çok büyük ve çok önemli bir iştir.
Siz, görkemli, ayrıntılarla, inceliklerle ve güzelliklerle dolu o tablonun aynası oluyorsunuz.
Kendi kültürel ve sanatsal çalışmanız, o kutsal cihadı anlatmanız bir cihaddır.
Çünkü o yüce kavramların unutulmaya terk edilmesi için çaba gösterildi ve bunun için çalışmalar yapıldı.
Savaşçılarımızın ve İslam toplumumuzun maneviyatından kaynaklanan o izzet, özgüven ve güç duygusu; tarihin o olağanüstü ve şaşırtıcı olayını, yani Kutsal Savunma’daki zaferi ve bütün bu düşmanların saldırısı karşısında yenilgiye uğramamayı mümkün kıldı.
İşte bu özellikler ve erdemler, milletimiz ve ülkemiz için bugün en büyük ihtiyaçlardan biridir.
Bunları korumamız ve bunların unutturulması için yürütülen çabalara karşı direnmemiz gerekir. Sizin Kutsal Savunma’yı anlatma çalışmanız, işte bu büyük mücadeledir.”
15 Eylül 2009
İnkılâbî Filmlerin Yapılması için Kültürel Altyapıların Oluşturulması Gerekiyor
“Elbette biliyorsunuz, bu tür çalışmalar bir gecede ortaya çıkmaz. Şöyle düşünmek doğru değildir: ‘Pekâlâ, kültürel ürünler üretelim; hemen gidip altı ay veya bir yıl içerisinde on, yirmi veya daha fazla ya da daha az sayıda inkılâbî, kültürel ve İslâmî film yapsınlar.’
Bütün bunlar bazı altyapıları gerektirir.
Tıpkı doğal altyapılar gibi, bu altyapılar oluşturulmadan böyle çalışmalar ortaya çıkmaz.
Bu altyapıların bazıları tam anlamıyla mevcut değil. Bunların zaman içerisinde farklı hükümetler ve çeşitli yetkililer tarafından oluşturulması gerekiyordu. Hatta bazı dönemlerde bu altyapıların bir kısmı tahrip edildi.
Bazı dönemlerde inanç ve kültür alanındaki altyapılarımız sadece geliştirilmediği gibi, aksine tahrip edildi. Şimdi bunların yeniden düzeltilmesi gerekiyor.
Fakat ortaya konulan eleştiri haklıdır. Ben de bu konuda eleştiriler yöneltiyorum; hem Radyo ve Televizyon Kurumu’na hem Kültür Bakanlığı’na hem İslami Tebliğ Teşkilatı’na hem de Sanat Merkezi’ne.
Bu kurumlarla görüşmelerimiz de oluyor. Oturup konuşuyor, tartışıyor ve gerekçelerimizi anlatıyorum.
Yani bazı yürütme organı yetkililerinin yapması gereken işi maalesef kendim üstlenmek zorunda kalıyorum.
Son zamanlarda kültür yetkilileriyle sanat, sinema, gösteri sanatları ve benzeri konular hakkında birçok toplantı yaptık.
Oturduk, konuştuk ve meseleleri tartıştık.
İnşallah iyi sonuçlara ulaşmasını umuyoruz.
Her hâlükârda sizin bu talebiniz haklı bir taleptir.”
22 Ağustos 2010
Sinema Filmlerinde Batı’daki Yargı Adaletinin Olduğuna Dair Sahte Bir Görüntü Oluşturulması
“Adalet olmadan gerçekleştirilen ilerleme, bugün Batı medeniyetinde gördüğünüz sonuca yol açacaktır.
Servet, güç, bilim ve teknoloji açısından bugün sahip olduklarından daha fazlasının bu dönem için tasavvur edilmesi mümkün değildi. Onlar bu alanlarda ulaşılabilecek en üst düzeye sahipler.
Fakat aynı zamanda bakın, orada adalet yok.
Örneğin yargı adaleti konusunda sinema filmlerinde, hikâyelerde ve benzeri yapımlarda çok şey anlatılıyor. Bunların büyük bir kısmı, yani yüzde sekseni yalandır.
Batı’daki yargı sistemleri hakkında sahip olduğumuz bilgiler de bize aslında durumun anlatıldığı gibi olmadığını gösteriyor.
Ekonomik alanda ise durum tamamen açıktır.
İnsanların açlıktan öldüğü yerler var. Bazı ülkelerde insanların eksi on derece soğukta veya kırk derece sıcakta öldüğünü görüyoruz.
İnsan neden kırk derece sıcaklıkta ölüme sürüklensin? Sığınacak bir yeri, evi olmadığı, sokak köşelerinde yaşadığı ve kırk derece sıcakta suya bile ulaşamadığı için değil midir? Bunlar var. Öte yandan bugün Batı’da masalsı büyüklükte servetler de bulunuyor.
İşte bu adaletsizliktir.
Biz bunu istemiyoruz. İslam bizden bunu istememiştir.
İlerlemeye ihtiyacımız var.
Bugün Batı literatüründe ‘kalkınma’ olarak adlandırılan şeyi biz ‘ilerleme’ olarak adlandırıyoruz.
Fakat bu ilerleme kesinlikle adaletle birlikte olmalıdır.”
28 Ağustos 2013
Hollywood’un İslam Hakkında Yanlış Bir İmaj Oluşturma Çabası
“İslam merhamet ve şefkat dinidir. İslam, ‘Âlemlere rahmet’ olarak gönderilmiştir.
İslam, Hristiyanlara şöyle seslenmektedir:
‘Gelin, bizimle sizin aranızda ortak olan bir söze.’
Onlarla ortak noktaları dikkate alır. İslam başka milletlere karşı değildir, başka dinlere karşı değildir.
İslam; zorbalığa, zulme, istikbara ve tahakküm kurma arzusuna karşıdır.
Fakat tahakküm sahipleri, zalimler ve müstekbirler bu gerçeği dünyaya tersinden göstermektedir.
Bunun için bütün imkânlardan yararlanıyorlar.
Hollywood’dan propaganda araçlarına, silahlara ve askeri güçlere kadar her türlü imkânı kullanarak bunun tam tersini dünyaya anlatmaya çalışıyorlar.”
6 Nisan 2007
Hollywood ve Büyük İstikbar Yanlısı Sinema Şirketleriyle Mücadele, Din Âlimlerinin Kesin Görevidir
“Bugün televizyon, radyo, elektronik araçlar, internet ve diğer iletişim araçlarının dünyada hangi amaçların hizmetinde kullanıldığına bakın.
Bugün istikbar yalnızca kılıç göstermeyle yetinmiyor.
Elbette kılıç da gösteriyor; ancak bunun yanında, o yanlış düşünceyi, yanlış yolu ve zalimce yöntemi milletlere dayatmak için onlarca başka yönteme de başvuruyor.
Bugün kesin bilgilerle ortaya konulmuştur ki, büyük Hollywood kuruluşu ve büyük sinema şirketleri, ABD’nin istikbar politikalarıyla sürekli ve isteyerek iş birliği içerisindedir.
Sanatçıların, yönetmenlerin, oyuncuların, senaristlerin ve yatırımcıların oluşturduğu onlarca büyük film şirketinin bir araya geldiği bu dev film ve sinema kuruluşları belirli bir amaca hizmet etmektedir.
Bu amaç, ABD hükümetini de yönlendiren istikbar siyasetinin hedefleridir.
Bunlar küçük meseleler değildir.
Bugün İslam’ı, dini, hakikati ve doğru yolu insanlara göstermek ve insanları bu doğru yolda yürütmek istediğinizde büyük sorunlarla karşı karşıyasınız.
Zamana ayak uydurmak zorundayız.
Yüz veya iki yüz yıl önceki şüpheler artık söz konusu değil.
Bugün sizin gencinizin, üniversite öğrencinizin, hatta öğrencinizin zihnine yerleştirilen şüpheler günümüzün şüpheleridir.
Peki bunlara kim karşı koyacak?
Din âlimlerinden, inancın sınırlarını koruyanlardan başka kim bu zehirli ve zehir saçan okların karşısında duracak?”
13 Mayıs 2009
Hollywood’un Sanatsal Çalışmalarını Sorgulamanın Önemi
“İlk soruya, yani ‘Bizim yerimiz neresi?’ sorusuna verilecek cevap şudur:
Bizim yerimiz, para ve güç sahiplerinin hâkimiyetinden ve mali yolsuzluk ile gücün egemenliğinden kaynaklanan çirkinlikleri, zorlukları ve dünyanın ve uluslararası sistemin çektiği acıları sorgulamak ve bunları meydan okumaya tabi tutmaktır. Bunu küçümsemeyin.
Bugün para ve ekonomik güç, maddi dünyanın en ince, en zarif ve en etkileyici gerçeklerini bile kendi hizmetine almayı başarmıştır.
Burada değerli genç arkadaşımızın sözünü ettiği sanat da bunlardan biridir.
Bugün dünyanın en seçkin ve en güçlü sinema topluluğu Hollywood’dur.
Hollywood’un neye hizmet ettiğine, kimin hizmetinde olduğuna, hangi düşünceye, hangi yöne ve gelişmekte olan zavallı insanlık için hangi hayale hizmet ettiğine bakın.
Ben sinema konusunda uzman değilim, Hollywood’u da doğru dürüst tanımıyorum.
Bunu ben söylemiyorum.
Bu, işi bu olan, düşüncesi bu alan üzerinde yoğunlaşan ve bu sahnelerin ve alanların eleştirisini yapan insanların sözüdür.
Onlar bugün sinema sanatının — Hollywood’u en seçkin örnek olarak veriyorum; yoksa dünyanın diğer sinema sektörleri de aynı durumdadır — fuhşun yaygınlaştırılmasına, anlamsızlığın yayılmasına, insanın kimliksizleştirilmesine, şiddete ve milletlerin geniş kitlelerini birbirleriyle meşgul etmeye hizmet ettiğini söylüyorlar.
Böylece üst ve ayrıcalıklı sınıf, herhangi bir endişe duymadan hayatını sürdürebiliyor.
Çok gelişmiş ve modern bir sanat dalı olan sinema işte bu durumdadır.
Şiir de böyledir.
Hikâye de böyledir.
Resim de böyledir.
Sanatın çeşitli dalları da bu şekilde kullanılmaktadır.”
16 Ekim 2005
Siyonistlerin Propaganda Aygıtlarının İslam’a Karşı Nefret Oluşturma Çabası
“Günümüzde Siyonizme bağlı bütün propaganda aygıtları, çeşitli içerikler, filmler, kültürel ürünler ve araçlar hazırlayarak dünyanın her yerinde İslam’ı insanların gözünde sevimsiz ve nefret edilen bir din hâline getirmeye çalışıyor.
Amaçları, dünya halklarının İslam’dan ve Müslümanlardan nefret etmesini sağlamaktır.
Elbette Afganistan veya Irak gibi İslam ülkelerine saldırdıklarında, Müslüman kamuoyunun kendilerine karşı harekete geçmesini önlemek amacıyla birkaç cümleyle İslam’ı övüyorlar.
Fakat bu tamamen kendi çıkarlarına yönelik bir politikadır.
Onlar İslam’ın, istikbarın nihai hedeflerine doğru ilerlemesinin önündeki temel engellerden biri olduğunu biliyorlar.
İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı bu kadar düşman olmalarının nedeni de İslam’ın yönetimde hâkim olmasıdır.
İslam halkımıza bağımsız ve cesur olunabileceğini, güçlü süper güçlere dayanmadan da yaşanabileceğini öğretti.
Bu onların hoşuna gitmedi.
İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı ellerinden geldiğince propaganda yürütüyorlar.”
21 Mart 2003
Medya Savaşında Zaferin Yolu: “Doğru Mesajı Tanımak, Üretmek ve Yönetmek”
“Bizim görüşümüze göre bu savaşta [medya savaşında] zaferin yolu, doğru mesajlardan ve gerçeklerden oluşan; ideallerimize ve arzularımıza dayanan bir listeyi hazırlayıp insanların zihnine aktarmaktır.
Öncelikle bu mesajların belirlenmesi gerekir.
İlk olarak, insanlara neyi aktarmamız gerektiğini görmeliyiz ki insanlar, düşmanın çeşitli taleplerine, güç arayışlarına ve saldırılarına karşı kendilerini savunabilecek güce sahip olsunlar; ülkenin sorumlu kurumları da halka güvenip dayanabilsin ve tarihî rollerini yerine getirebilsin.
Dolayısıyla ilk olarak bu mesajların belirlenmesi gerekir.
Daha sonra bunların üretilmesi gerekir.
Bu mesajı insanlara aktarabilecek söz, görüntü, atmosfer ve ortamın oluşturulması, bugün propaganda ve iletişim sanatının dayandığı en önemli çalışmalardan biridir.
Eğer üretim aşamasında hata yapar veya ihmalkârlık gösterirsek, mutlaka darbe alırız.
Mesajlar üretildikten sonra bunların yönetilmesi gerekir.
Çünkü iyi ve istenen bir ürün ancak başında doğru bir yönetim bulunduğunda hedeflenen sonuca ulaşabilir.
Bu mesaj nerede verilmeli, ne ölçüde verilmeli, ne zaman verilmeli, hangi dille sunulmalı ve bütün bunlar farklı formatlarda nasıl kabul edilebilir hâle getirilmeli; bunların hepsi önemlidir.
Biz Radyo ve Televizyon Kurumu’ndaki arkadaşlarla yaptığımız görüşmelerde defalarca şunu söyledik:
Mesajların oluşturduğu atmosfer, halkın zihnini ve sinirlerini yıpratan, gerilim ve huzursuzluk oluşturan bir atmosfer olmamalıdır.
Son yıllarda bir miktar eğlenceye veya sizin tabirinizle mizah ve eğlendirici esprilere, sanatsal filmlere ve benzeri programlara yer verdiniz.
Bu doğru bir çalışmadır ve aynı şekilde devam edilmelidir.”
4 Şubat 2003
yorumunuz